KIRŞEHİR'in TARİHİ
- Kırşehir'in Tarihi ve Adı
- Tunç Dönemi (M.Ö. 3200 - 2000)
- Hititler Dönemi (M.Ö. 1850 - 1200)
- Frig-Pers Dönemi
- Kapadokya Kırallığı Dönemi (M.Ö 333 - M.S. 18)
- Roma Dönemi (18 - 395)
- Bizans Dönemi (395 - 1071)
- Anadolu Selçuklu Dönemi (1071 - 1308)
- Beylikler Dönemi
- Osmanlı Dönemi
- Yakın Tarih Döneminde Kırşehir
- Atatürk'ın Kırşehir'e Gelişi Öncesinde Kırşehir'de Durum
- Milli Mücadele'de Kırşehir
- Cumhuriyet Dönemi
1. Kırşehir'in Tarihi ve Adı
Kırşehir' in en eski tarihi, Hititler'de başlar. Bilinen en eski haritada Kırşehir'in adı ( Akuea Saravenae) yani (Su Şehri) olarak kayıtlıdır. Hititlerin Anadolu'ya nereden geldiğini bir tartışma konusudur. Ancak eldeki bulgular Anadolu'ya Kafkasya'dan geldiklerini göstermektedir. Milattan önce ikibin yılının başında Anadolu'ya gelen Hititler sayıca az olmalarına karşın uygarlık ve savaş aracı üstünlükleri ile buraları kolayca elde ettiler. Kırşehir tarihi, bir bakıma Hitit tarihi ile bütünleşir. Kırşehir daha sonra Frigler,Pers, Helenistik devir ve Kapadokya Krallığı, Roma ve Bizanslıların Eğemenlikleri altında kalmıştır.
Romalıların Anadolu'ya girdiği M.Ö. (5. 2. yüzyılda) görülüyor. Önceleri Makissos (Macissus) adıyla anılan kent, imparator 1. Justinianos devrinde (527 - 565) yeniden kurulmuş ve (Justinianopolis) adıyla anılmaya başlanmıştır. Bazı kaynaklar, Herakliyes zamanındaki haritada Kapadokya'nın sulanma işinde (Pearnasos) olarak gösteriyorlar. Aynı haritada Mucur'un yerinde Niza şehri bulunuyordu. Gene Roma yönetiminde Ogüst zamanında Diyokletin zamanına kadar gözükmesine rağmen, bazı kaynaklarda bu isme rastlanmamaktadır.
Kırşehir'in Kapadokyalılar, Romalılar ve Bizanslıların ilk döneminde adını Pernessos ya da Makissos olduğu, daha sonra Bizanslılar döneminde Justiniyanpolis olduğu anlaşılmaktadır.
Uçsuz bucaksız kırın ortasında yükselen bu kente Türkler "Kır şehri" demişlerdi. "Kır şehri" adi halk dilinde "Kırşehir" oldu. Bugün bile, yörenin bazı köylerinde yaşayan halk, burasını "Kır şehri" diye anar. Kırşehir'in ismi Türkçe'dir. Bir rivayete göre de, Timur`un Anadolu'ya gelişinde kendisine karşı koyan burada yaşayan halkı göstererek, "Kırın şehri" dediği, daha sonra bunun "Kır şehri" olarak değiştiği ve bugünkü ismi aldığı söylenmektedir.

2. Tunç Dönemi (M.Ö. 3200-2000)
Kırşehir ve çevreside yapılan arkeolojik kazılarda Kırşehir'in tarih öncesi çağda,Özellikle Tunç Çağı döneminin etkisi altında kaldığı görülüyor. 1943'te Hashöyük kazılarında ilk Tunç çağına ait beş altı tabaka tespit edlmiştir.Bu tabakalarda taş ve kerpiç yapı temelleri, siyah renkli seramik parçaları, çömlek ve çanaklar bulunmuştur. Bu kalıntılar bölgede ilk Tunç Çağı döneminin (M.Ö 3500-2000) yaşandığını açıklar.Hashöyük ve şehir merkezinde kalede başlayan kazı çalışmaları ile kamand'a bağlı Çağırkan kasabasında yapılan kazılarda yeni bilgilarde elde edilebilir.
Çağırkan kasbası yakınında bulunan kalehöyüğün tarihinin M.Ö 1750-600 yıllarına kadar uzandığı sanılmaktadıır. Kazılar sonunda 25 metre yüksekliğinde höyük ve buradan çıkarılan iki büyük küp ve diğer buluntular, yörenin tarih öncesi dönemini aydınlatır,Kırşehir'in kuruluşunu, ilk çağlarda Anadolu'yu kuzey batıdan, güney-doğudan bir baştan bir başa kesen eski ve işlek bie anayolun ortasında bir durak ve yerleşme yeri olmasında, Asya'dan Avrupa'ya giden önemli karayolları üzerinde bulunuyor olmasında, ayrıca Kapadokya bölgesine de yakın olmasında arayan bilim adamları olmuştur.

3. Hititler Dönemi (M.Ö. 1850-1200)
Kırşehir Hititler'in yerleşim yeri olan Kızılırmak yayı içinde olduğundan, Hititler döneminin Kırşehir'de yaygın bir şekilde yaşadığı kesindir. Kalehöyükte yapılan kazılarda yerleşim alanının en anlt tabakasını Hititl döneminin teşkil ettiği ortaya çıkmaıştır. Bu kazılar sırasında erken ve geç hitit çağlarına ait kalıntı ve eserler gün ışığına çıkarılmıştır .R esmi veye saray yapılarına ait olduğu sanılan duvar temelleri ile mühürler,takılar,seramik mutfak eşyaları ve Hitit çağına ait çivi yazılı bir tablet parçası da bulunmuştur.
Kırşehir'e bağlı Sevdiğin köyünün 10 km kadar kuzeydoğusunda bir Hitit Prensinin adının geçtiği yazılı taş blok bulunmuştur. Bu taş blokun bir yol işareti olduğu ve yakınlardan Hitit dönemine ait bir yolun geçtiği sanılmaktadır.
Kırşehir'de Hitit dönemi tarihi için önemli bir belge olan ve “Malkayası” olarak bilinenen bir yazıt bulummuştur.Prof. Dr. H.Th. Bossert bu yazıtı incelemiş ve bunun bir yol levhası olduğunu açıklamıştır. Malkayası yazıtının bir yol levhası olması Kırşehir'in de H attuşaş'tan güneye inene yol üzerinde bulunması ilin Hititler döneminde önamli bir merkez olduğunu açıklar. Bunun dışında yine Hitit döneminden kalma önemli bir eserde Öküztaşı olarak bilinen Hitit Sunağı'dır. Bu sunak, üzerinde bir adak havuzunun yer aldığı kare prizme bir gövde de iki öküz başınnı bulunduğu bazalt taşından yapılmıştır.
1950'de yapılan Merkez Kelehöyük'teki araştırmada Hitit dönemine ait çanak çömlek parçaları bulunmuştur. M.Ö 1600'lerden M.Ö 1200'lere değin Hititlerin yaşadığı bu yöre M.Ö. 675 ‘e kadar Frig'lerin yönetimi altına girmiştir.

4. Frig Dönemi - Pers Dönemi
Frig Dönemi:
Hititlerin zayıflayıp gücünü yitirmesi üzerine yöreye Frigler hakim olmuştur.Kızılırmak ve Tuz gölü'ne kadar sınırlarını genişleten Firigler, M.Ö 1200 den itibaren başta batı ve orta Anadolu olmak üzere geniş bir alana yayılmışlardır.
Kimmerler Frigler'i yenilgiye uğratınca, Lidyalılar Anadolu'nun battı kısımlarını ele geçirdiler ama Kırşehir daha sonra M .Ö. VII yy.'da Medlerin egemenliğine sonra da Persler'in egemenliğine girmiştir.
Pers Dönemi:
Med devleti M.Ö 550'de Persler tarafından yıkılmış ve ardından Anadolu Pers hakimiyetine girmiştir. Kırşehir,Perslerin Katpotukya (Kapadokya) yani “Güzel Atlar Ülkesi” adını verdikleri bölgenin batısında yeer alıyordu. Persler vergi yoluyla bölgeye hakim olmuştur. Yöre haklı ise ağır vergiler karşısında ezilince çeşitli kaleler yapmak zorunda kalmıştır.Kırşehşr ise bu çabaya girmemiştir. Çünkü toprakları çok kıraçtı. Persler ise M .Ö 334'de Büyük iskender'in ordusuna yenildiler ve Makedonyalılar Kırşehir'i ele geçirdiler.Yöre halkının ayaklanmasından sonra Kapadokya kralı olarak M .Ö 332'de Ariarates bağımsızlığını ilan etmiştir.

5. Kapadokya Kırallığı Dönemi (M.Ö. 333 - M.S. 18)
Kapadokya (Kappadokia) krallığı M . Ö 333'te kurulmuştur.Bu krallık döneminde Kırşehir ve yöresinde yoğun bir baskı yaşanmıştır. Komutan Evmenes ve Antipatos dönemleri ise bu kişilerin Kapadokya bölgesini ele geçirme isteklri yüzünden savaşlara girmiştir.Büyük İskender'in ordusunu yenilgiye uğratan II.Ariarates ise Kırşehir'in kuzeyine egemen olmayı başarmıştır. Daha sonra bu bölge toprakları Orta Avrupa ‘dan Galat ( Kelt) topluluklarının akınına uğramıştır. (M .Ö 220-163) M .Ö II.yy. sonralarında Pontus Kralı Mithradaset buraları denetimine elmıştır. Bu dönemde yöre “Apuaesaravenea” adıyla anılyordu. Tiberius tarafından Roma'ya bağlanmış ve Tiberius burayı eyalet yapmıştır. Kırşehir sınırları içinde Kapadokya krallarına ait sikkeler bulunmuştur.

6. Roma Dönemi (18-395)
Kapadokya, Roma eyaleti haline geldikten sonra yörede Hristiyanlık hızla yayılmaya başlamıştır (3.yy .) Buna karşılık Roma İmparatoru'nun desteklediği puta tapan pahiplerle Hristiyanlar arasında büyük bir mücadele olmuştur.
Kapadokya bölgesinde III . ve IV . yy. lara ait Hristiyanların sığınmak ve korunmak amacıyla yaptıkları pek çok yer altı şehri bu sebeple ortaya çıkmıştır. İlimizde ise bu döneme ait; Mucur yer altı şehri, Dulkadirli İnli Murat yer altı şehri, Aşıkpaşa yer altı şehri, Kümpetaltı yer altı şehri gibi on tane yer altı şehri bulunmaktadır.Kırşehir 395'e kadar Roma'ya bağlı kalmışyır. İlimizdeki höyüklarin bir kısmında Roma bölgesine ait çanak çömlek parçaları ile bu döneme ait sikkeler bulunmuştur.

7. Bizans Dönemi (395-1071)
Bizans dnneminde Makissos, daha sonra da Justinianapolis adıyla anılan Kırşehir'i aynı yüzyılda yaşayan tarihçi Prokopios'un bildirdiğine göre; Justinianus Kırşehir'i yeniden
İmar ederek kent durumuna getirmiştir.Mazaka'da (Kayseri) ekonomik hayatın daha canlı olması nedeniyle Kırşehir halkı buraya göç etmiştir. M . S 605 yılında İran Sasani Devleti. Kırşehir'i istila etmiştir. 626'ya kadar bölge Sasani ve Bizans akınlarıyla sarsılmıştır.647'de Emevi devletinin Şam valisi Muaviye Kayseri ve Kırşehir doılaylarını işgal etmiştir.
Kırşehir merkezine bağlı Taburoğlu köyü yakınlarındaki Üçayak Kilisesi, Kaman Temirli'deki kilise,Mucur Aksaklı ve Aflak köylerindeki Kaya kiliseleri, Derefakılı kiliseleri, Mucur manastır ve Keşiş Sarayı, Bizans dönemine ait mimari kalınrılardır. Kırşehir civarın da
Bizans dönemine ait kandiller, takılar, sırlı mavi ve sarı renkli seramik eşyalara rastlanmıştır.

8. Anadolu Selçuklu Dönemi (1071-1308)
1071'de Bizans'ı yenilgiye uğratarak Anadolu'yu Türk yurdu haline getiran Türk orduları,Anadolu içlerinde kadar yayılarak Anadalu Selçuklu Devletini kurdular.1075'te Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Kırşehir'i taoraklarına katmıştır.Anadolu'ya ve Kırşehir'e gelen Oğuz Boyları, yerleşyikleri yerlere genellikle kendi boy, oba ve yer adları ile kişi adlarını vermişlerdir. Bugün Kırşehir içindekasaba ve köy adı olarak Oğuz boylarından “Çepni, Bayındır, Buğduz (Büğdüz) ,Kargın, yazır, Kınık, Avşar” boylarının adları ile oba, oymak ve diğer Türkçe adlar yaşatılmaktadır,
Haçlı seferleri sırasında Orta Anadolu toprakları elden çıkmıştır. Danişmentliler 1120'de Kırşehir'i kendilerine bağlamışlar ve o dönemde Kırşehir “Gülşehir” olarak adlandırılmıştır.1174'de Kılıçarslan, Kırşehir'i yeniden S elçuklu Devleti'ne bağlamıştır. II. Kılıçarslan 1186'da Türk geleneğine uyarak devletin topraklarını on bir oğlu arasında paylaştırınca Kırşehir, Mesud'a düşmüştür. Kardeşi Pukneddin Aslan Konya'yı ele geçirdikten sonra Ankara ve Kırşehi'i de kendine bağlamıştır (1203). 1220'de Alaaddin Keykubat Mengüçler'in Kemah koluna son vermiş, Mengücek boylarından Muzaffer Muhammed'e Şebinkarahisar'ı kan dökmeden teslim ettiği için Kırşehir'i timar olarak vermiştir.Kırşehir bu dönemde imar edilmiş ve kültür kenti haline getirilmiştir.
Moğol istilası döneminde Kırşehir, Moğol ordularının yaylak ve kışlası durunda idi Kırşehir Muzeffer Muhammed'e verildikten sonraki dönemde Baba İshak çevresinde toplanan Türkmen boylarının silahlanması üzerine Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev 60.000 kişilik bir orduyu yardıma çağırmıştır. Selçuklu ordusu Türkmenleri ve başında bulunan Baba İshak'ı Kırşehir'in Malya ovası'nda yenilgiye uğratmıştır (1240).
1243 Kösedağ savaşından sonra Moğollar Anadolu'yu kesin bir şekilde hakimiyetleri altınaaldılar Sultan II. Keyhüsrev, Şemsettin İsvahhani'yi Moğol Sultanı Batuhan'a elçi göndermiş, anlaşma yapılmasını sağladığı için o Kırşahir ita amirliği ile subaşılığına getirilmiştir. IV.Kılıçarslan zamanında Caca oğlu Nureddin,1262'de Kırşehir subaşısı olmuştur.İl onun zamanında çok gelişmiş,bayındır bir il haline gelmiştir. Caca oğlu Nureddin Bey güvenlik ve barışa önem vermiştir.İlde Ccabey Medresesi ve külliyesini kumuştur. Memluk Sultanı Baybars 1277'de Anadolu'ya gelerek Elbistan'da Moğolları yenilgiye uğratmış, Selcuklu ordusunun bir bölümü bu savaş sırasında Memluklulara katılmıştır. Ccabey de, kardeşi ile Mısır Memluk Sultanı Baybars'a esir düşmüştür.Baybars esirleri serbest bırakınca Cacabey Kırşehir'e dönmüştür.
Cacabey,Türk halkını koruması,yüksek bir ahlaka sahip olması, özü sözü pek biri olması dolayısıyla Anadolu'da çok sevilmiştir. Öz Türkçe konuşup Türk kültürünün ve eserlerinin Kırşehir ve Anadolu'ya yayılmasına öncülük etmiştir. Cacabey XII. yy. da Anadolu'da yaşamış olan diğer türk büyüklerinden Hacı Bektaşi Veli, Mevlana Celalalettini Rumi ile de görüşmüş.hatta onların övgülerine mazhar olmuştur.
Nureddin Cacabey'in 1272'de Kırşehir'de kumuş olduğu Ccabey Medresesi onun adına ebedileştirilmiştir.Bu medrese aynı zamanda bir rasathane idi. Batı Türkistan'da Uluğ Bey'in rasathanesi ise Selçuklular zamanında Kırşehir Cacabey rasathanesi de o derece önemli idi. Bugün cami olarak kullanılan medresenin dış köşelerinde sütunlar, uzay araçlarına benzetilmektedir. Cacabey Medreses'nde eğitim tamam
en Türkçe idi. Türk dilinin Fars kültürü içinde erime tehlikesi altında bulunduğu sırada Cacabey,bir kurtarıcı olarak Türklüğü ayakta tutmuştur. Bu sebeple Ahi Evran, Aşıkpaşa,Hacı Bektaşi Veli,Ahmet Gülşehri gibi alim ve şairler eserlerini öz Türkçe yazmışlardır. Bu nedenle Türk tarihinde Ccabey'in önemi büyüktür. Cacabey, Rum tekfurları ile yaptığı bir çarpışmada şehit düşmüştür (1301). Türbesi Cacabey Medrsesi yanındadır.
Selçukluların başona II. Mesut'un geçtiği dönemde İlhanlı komutanı Baycu Noyan, Anadolu'da bağımsız davranıyordu. Malya Ovası'nda 30.000 kişilik bir ordu Boycu Noyan'ı yenilgiye uğtarmıştır. Bundan sonra Kırşehir ve çevresi yakılıp kalmıştır.Ülke dörde ayrılmış; Krşehir ve yöresi Şerafettin Osman'a bırakılmıştır. Yöre halkı bu dönemde vergilerin ağırlığından bunalmıştır. 1317'de İlhanlı hükümdarının kardeşi Timurtaş Anadolu'da düzeni sağlamıış ve 1322'de bağımsızlığını ilan etmiştir.Timurtaş Anadoluda karışınca Memlukler'e sığınmıştır.

9. Beylikler Dönemi
Kırşehir 1365'de Eretna Beyliğinin hakimiyetine girmiştir. 1381'de Kırşehir Yöresinde yaşayan Tatar boylarından Samağorlılar , Türkmenler'in otlaklarına saldırdıklarını idda edince, Kadı Burhanettin , Emir Pir Sayidi Hüssam komutasında bir ordu göndererek Türkmenler'i cezalandırmıştır. 1389 'da Mürevvat Bey , Kırşehir 'i ele geçirerek Kadı Burhanettin'e vermiştir.
1389'da gelindiğinde Yıldırım Beyazıt, kendisine karşı ittifak kuran Kadı Burhanettin ile Candaroğlu Süleyman Paşa üzerine yürümüştür. Kadı Burhanettin savaşmak istemediğinden Kırşehir yöresine çekilmiştir. Kırşehir Valisi Adil Şah'ın teklifiyle kentin surlarını onartmıştır.
Timur 1394'de Anadolu'ya geldiği sırada , onu destekleyen Keremoğulları Kırşehir'e saldırarak , şehri yağmalamışlardır. 1396'da Timur'un geri dönmesi üzerine Kadı Burhanettin Keremoğulları'nın üzerine yürüyerek onları cezalandırmıştır. Kadı Burhanettin öldürülünce Kırşehir halkı şehri Yıldırım Beyazıd'a vermiştir. Bu sıralarda Beyazıd'a sığınan Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf , kendisini Timur'a teslim edeceğinden endişe edince Kırşehir ve çevresini yağmalamıştır. Timur 1402'de Ankara Savaşı'nda Yıldırım'ı yenmesi üzerine Kırşehir, Keremoğulları'na verilmiştir.
Anadolu'da Fetret devri (1402-1413) yaşanırken Keremoğlu Mehmet Bey, Çelebi Mehmet'ten yardım istemiştir. Şimdiki Çayağzı kasabasında Cemele kalesinde görülmüşlerdir. Karamoğulları ve Dulkadiroğulları'nın saldırısına uğrayan , yağma edilen ve zamanla eski canlılığını yitiren Kırşehir, II. Murat döneminde (1402 - 1451) Osmanlılar'a kesin olarak bağlanmıştır. 
10. Osmanlılar Dönemi Anadolu'da Osmanlı eğemenliğinin kesin olarak kurulmasından yani Fatih Sultan Mehmet'in Anadolu Türk birliğini sağlamasından sonra Kırşehir'de Celali isyanları dışında XIX.yy.ın sonlarına kadar kayda değer önemli olaylar görülmez.
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda Ahiliğin büyük rolü olmuş, düzenli ordunun yani Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşu sırasında Hacı Bektaş Veli'nin etkileri görülmüştür. Yeniçeriler Hacı Bektaş'ı “Pir” olarak kabul etmişlerdir. Katip Çelebi Seyahatnamesinde; Kırşehir için, havası güzel bir sahrada kurulduğunu, üzerinde bir kalesi olduğunu yazmaktadır.
1527'de Hacı Bektaşi Veli'nin torunlarından Kalender Çelebi Ankara-Kayseri yöresinde ayaklanmıştır. Bu ayaklanma büyüyünce Kanuni Sultan Süleyman, Sadrazam İbrahim Paşa komutasında bir orduyu 1528'de Kırşehir yöresine yollamıştır.
1560'lı yıllara gelindiğinde Anadolu'da yoğun bir kargaşa daha yaşanmıştır. Halkı zorla soyan Hakibe Sührap adlı eşkiyaları cezalandırmak için Kanuni Kırşehir beyi Memiş Bey'e emir vermiştir. Fakat durum, yani halktan zorla vergi toplandığı Kırşehir kadısının İstanbul'a gönderdiği mektuplardan anlaşılmaktadır. 1580'de Kırşehir'de bazı medrese öğrencilerinin ayaklandığı görülmüştür. Bu öğrencileri cezalandırmak için çıkartılan ferman, bazılarının işine gelmiş, bunları fırsat bilen bir kısım görevliler halka zulmetmeye başlamıştır. 1584'de bu ayaklanmayı bastırmak için gönderilen Mısır valisi Şehzade Mehmet'in adamları bir çete oluşturarak Kırşehir'deki köyleri basmıştır ve suçsuz insanları öldürerek mal ve paralarına el koymuşlardır.
1604-1605'de Hızır isimli bir eşkıya 500-600 kişilik bir güç ile Niğde ve Kırşehir sancaklarını istila edip, yağmalamıştır. Onun öldürülmesinden sonra yerine geçen Bıyık Ali'de, Kuyucu Murat Paşanın Celali isyanlarını bastırmak için çıktığı sefere kadar, bölgede zulüm ve baskısını sürdürmüştür. Yine ünlü Celalilerden Tavıl Ahmet Paşanın kardeşi olan Meymun , çevresine topladığı 7.000 kişi kadar bir kuvvetle Kırşehir ve çevresini talan etmiştir. Kuyucu Ahmet Paşa, Meymun ve adamlarını yenilgiye uğratarak öldürmüştür (1607).
Devlet otoritesinin zamanla zayıflaması “ayanları” ortaya çıkarmıştır. Ayanlar Kırşehir ve dolaylarında da etkili olmuştur. Bunlardan Çapanoğulları Kırşehir'de de etkili olmuştur. Devlet ise, ülke düzeninin sağlanması ve asker toplanmasında ayanlardan yardım istemek zorunda kalmıştır. 1797 sonunda Vidin ayanı Paspanoğlu Osman ayaklanınca, devlet Çapanoğlu Süleyman Beyden yardım istemiştir. 0 da Kırşehir ve yöresinden asker toplamıştır. 1799'da Fransızları Mısır'dan çıkarmak için yapılan hazırlıklar sırasında Çapanoğlu Süleyman Beyin 1866'da başlayan Osmanlı-Rus savaşına asker göndermesine karşılık, II. Mahmut, Süleyman Bey'e 1808'de Şarkikarahisar sancağı, 1810'da Kayseri sancağı mütesellimliğini, 1811'de Kırşehir sancağı müteselliliğini vermiştir.
Kırşehir XIX.yy. ortalarında önemini yitirmiş ticaret yolları üstünde küçük bir durak yeri haline gelmiştir. Bu sıralarda nüfusu yaklaşık 3500 kadardır. Yüzyılın sonlarına doğru Ankara iline bağlı sancak merkezi halindeki şehrin nüfusu 8.462 olarak gösterilmektedir. Kırşehir kazası merkez kazadır. 185 köy Kırşehir'e bağlıdır. Bu dönemde Kırşehir'de 4 medrese, 1 idadi, 1 rüştiye, 2 iptidaiye, mahalle ve köylerde 25 sübyan mektebi ve 1 Ermeni mektebi vardır. 1603 ev, 10 han, 600 dükkan, 6 kahve, 25 cami, 19 mescit, 1 kilise, 1 kışla 1 depo, 1 cephanelik bulunmaktadır. İdadi mektebi 1889'da yapılarak eğitime açılmış, 1903'de bir tadilat gördüğü belirtilmektedir.
Osmanlının ilk dönemlerinde Kırşehir, Karaman eyaletine bağlı bir sancak durumundadır. 1867'de sancak haline gelmiştir. 1902'deAnkara'ya bağlı bir sancak olan Kırşehir'e Avanos, Keskin ve Çiçekdağı ilçelerinin bağlı olduğu görülmektedir. 
11. Yakın Tarih Döneminde Kırşehir
Kırşehir 1921'de bağımsız mutasarrıflık haline gelmiştir. Cumhuriyet döneminde il merkezi olmuştur. 1924'te Kırşehir'e; Avanos, Çiçekdağı, Hacıbestaş ve Mucur bağlanmıştır. 1944'de Kaman da ilçe haline gelince, Kırşehir'in ilçe sayısı beş olmuştur.
20 Temmuz 1954 tarih ve 6429 sayılı kanun, Nevşehir'i il, Kırşehir'i de ona bağlı bir ilçe haline getirmiştir. Çiçekdağı Yozgat'a, Kaman Ankara'ya, Hacıbektaş, Avanos ve Mucur ise Nevşehir'e bağlanmıştır. 1 Temmuz 1957'de çıkarılan 7001 sayılı kanunla Kırşehir yeniden il olmuştur. Bu yeni düzenlemede Kırşehir'e Çiçekdağı, Kaman ve Mucur bağlanmıştır. Hacıbektaş ve Avanos ise Nevşehir'e dahil edilmiştir. Akpınar (1987), Akçakent (1990), Boztepe (1990) yılında Kırşehir'in yeni ilçeleri olmuştur. Halen Kırşehir'e bağlı yedi ilçe vardır.

12. Atatürk'ün Kırşehir'e Gelişi Öncesinde Kırşehir
Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra ülkenin genelinde olduğu gibi Kırşehir yöresinde de halkın, genel bir karamsarlığa düştüğü, böylesine ağır şartlar taşıyan antlaşmanın gelecekte daha büyük tehlikeleri beraberinde getireceğini düşündüğü ve bu nedenle gittikçe yaklaşan kötü günleri göğüsleyebilmek için bir takım çareler, çıkış yolları aradığı görülmektedir. Kırşehir halkı, dernek ve cemiyet çalışmalarını hızlandırarak, Milli Mücadele ve hazırlık çalışmalarına başlamış, böyle bir ortamda, Istanbul Hükümeti'nin teslimiyetçi anlayışına karşı çıktığı gibi, çevresinde ortaya çıkan isyancılara karşı da gereken tepkiyi göstermiştir.
Kırşehir halkı, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan M. Kemal Paşa'yı, Samsun'a çıkışından itibaren, Milli Mücadele yolunda yapmış olduğu tüm faaliyetlerini, her türlü haberleşme ve ulaşım araçgereçlerlnin son derece kısıtlı olduğu bir dönemde, bütün çalışmalarını olabildiğince yakından takip ediyordu. Nitekim Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e gelişleri sırasında Kırşehir halkının, göstermiş olduğu sıcak ilgi ve bağlılıktan, ülkenin içinde bulunduğu durumu bilinçli olarak kavramış olduklarını anlayabiliyoruz.
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Sivas Kongresi'nden (04-11 Eylül 1919) sonra Ankara'ya varmak için izlenecek yolun planlannnası, Sivas'ta Hüsrev Bey (Berlin Elçisi) tarafından önceden yapılmıştı. Bu planda öngörülen konaklama yerleri, yalnız yolculuk gereği uğranılması zorunlu olan yerler olmayıp, Mustafa Kemal Paşa'nın Milli Mücadele'nin gerçekleşmesinde düşündüğü bir planın gereği idi. Ankara yolculuğu için Hüsrev Bey tarafından hazırlanan genel program Mustafa Kemal Paşa'ya sunulduğunda, Mucur'dan Hacıbektaş'a gitmenin de mecburi olduğunu, ancak Mucur'a varıncaya kadar bu durumun gizli tutulması gerektiğini bildirmiştir.
Zira Hacıbestaş'ta Mustafa Kemal Paşa için çok öneml bir kişi oturuyordu ve İstanbul'a da dirsek çevirmiş bulunuyordu. Ankara Kalesi'nin yanıbaşında, kendiliğinden meydana gelen bu güç, elbette görülmeye, ilgilenilmeye değerdi. Şüphesiz ki, bu plan yapılırken askeri ve siyasi ortam da dikkate alınmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Ankara yolu üzerinde bulunmayan Hacıbektaş'a yönelmesi, Mustafa Kemal Paşa'nın siyasi ve askeri planının bir gereğidir. Kayseri'den sonra doğrudan Hacıbektaş'a gitmeyip Mucur'a kadar geldikten sonra tekrar dönmeleri ise, o tarihlerde doğrudan Hacıbektaş'a giden otomobillerin geçebileceği bir yolun bulunmamasındandır.
Bilindiği gibi, Sivas-Ankara yolunun izlenmesi bir rastlantı değildir. Çünkü M. Kemal Paşa, hayatı boyunca yapacağı işleri hep önceden planlamış ve amaca ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmıştır. Nitekim, bu yolu seçerken de şu hususları gözönünde tutmuş olması muhtemeldir. Birincisi; Sivas-Ankara yolu, Anadolu'nun ortasında ve merkezî konumdadır. Milli Mücadele için ihtiyaç duyulabilecek kaynağı düzenli olarak üretmeye uygun olan bu yolun işgal edilme ihtimali de coğrafi açıdan çok zordur. İkinci olarak;bu bölgedeki yerleşik birimlerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve dernekler çok etkin bir şekilde çalışmaktadırlar.
Yukarıdaki görüşleri doğrular biçimde Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, bu bölgedeki milli faaliyetler için şunları belirtmektedir: “Kayseri ve Kırşehir gibi Orta Anadolu'nun önemli şehirleri ile civarlarındaki milli teşkilatların durumunu yerinde incelemek üzere uğramış, Kayseri ve Kırşehir yörelerindeki gerek teşkilatlardaki gelişmeleri ve gerekse milli heyecanı memnuniyetle görmüştüm.” Türk devlet geleneğinin bir gereği olarak bu yöre halkının benliğine yerleşmiş olan padişah ve halifeye bağlılık ve sevgiyi, İstanbul Hükümeti, Ankara Valiliği aracılığı ile kendi yararları için kullanmaya çalışmışsa da, yöre halkının kuvvetli önsezgisi ve çok yüksek bir milli bilince sahip olması sayesinde başarıya ulaşamamıştır. İstanbul Hükümeti tarafından 16.09.1335 (1919) tarihinde Konya'da bulunan 12. Kolordu Komutanlığı'na gönderilen yazıda; Mucur Kaymakamı ve Kırşehir Mutasarrıfı'nın Hacıbektaş'agelerek: “...Çelebi Efendi iletekkesinin babalarını teslih için iğfalat ve teşfikatta bulunmuşlar ise de nail-i emel olamayarak avdet ettikleri...”nin belirtilmesi, istanbul Hükümeti'nin bu bölgede açık bir şekilde çalışma yaptığını, ancak başarılı olamadığını göstermektedir.
Böylece Ali Fuat Paşa da, bu bölgede istanbul Hükümeti'nin faaliyetlerinin olduğunu şu sözleri ile doğrulamaktadır: “Birkaç ay evvel Ankara Valisi Muhittin Paşa'nın burada çevirmek istediği entrikalar tamamen boşa çıkmış, Kırşehir halkı milli davaya sadakatini ispat etmiştir.”
Özetle, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyelirene 21-26 Aralık 1919 tarihleri arasında, Kırşehir'de geçirdikleri beş gün boyunca gösterilen ilgi ve destek, Kırşehir halkının Milli Mücadefe konusundaki olumlu yaklaşımını ve duyarlılığını açıkça ortaya koymaktadır.
MUSTAFA KEMAL PAŞA VE TEMSİL HEYETİ'NİN KIRŞEHİR'E GELİŞİ VE FAALİYETLERİ
Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra ülkenin genelinde olduğu gibi Kırşehir ve yöresinde de haklın, genel bir karamsarlığa düştüğü, böylesine ağır şartlar taşıyan antlaşmanın gelecekta daha büyük tehlikeleri beraberinde getireceğini düşündüğünü ve bu nedenle gittiikçe yaklaşan kötü günleri göğüsleyebilmek için bir takın çareler, çıkış yolları aradığı görülmektedir.Kırşehir halkı, dernek ve cemiyet çalışmalarını hızlandırarak, Milli mücadele ve hazırlık çalışmaların abaşlamış, böyle bir ortamda, İstanbul hükümeti'nin telimiyetçi anlayışına karşı çıktığı gini çevresinde ortaya çıkan isyancılara karşı da gereken tepkiy, göstermiştir.
Kırşehir halkı, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan M. Kemal Paşa'yı Samsuna çıkışından itibaren Milli Mücadele yolunda yapmış olduğu tüm faaliyetlerini, her türlü haberleşme ve ulaşım araç ve gereşlerinin son derece kısıtlı olduğu bir ortamda, bütün çalışmalarını olabildiğince yakından takip ediyordu. Nitekim Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e gelişi sırasında Kırşehir halkının göstermiş olduğu sıcak ilgi ve bağlılıktan, ülkenin içinde bulunduğu durumu bilinçli olarak kavramış olduklarını anlayabiliyoruz.
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Sivas Kongresi'nden (04-11 Eylül 1919) sonra Ankara'ya varmak için izlenecek yolun planlanması, Sivas'ta Hüsrev Bey'in (Berlin Elçisi) tarafından önceden yapılmıştı. Bu planda öngörülen konaklama yerleri, yalnız yoluluk gereği uğranılamsı gerekan yerler olmayıp, Mustafa Kemal Paşa'nın Milli Mücadele'nin gerçekleşmesinde düşündüğü planın gereği idi. Ankara yolculuğu için Hüsrev Bey tarafından hazırlanan genel program Mustafa Kemal Paşa'ya sunulduğunds Mucur'dan Hacıbektaş'a gitmenin de mecburi olduğunu , Ancak Mucur'a varıncaya kadar bu durumun gizli tutulamsı gerektiğini bildirmiştir.
Zira Hacıbektaş'ta Mustafa Kemal Paşa için çok önemli bir kişi oturuyordu ve İstanbul'a dirsek çevirmişti. Ankara kalesi'nin yanı başında kendiliğinden meydana gelen bu güç elbette görülmeye ilgilenmeye değerdi. Şüphesizki bu plan yapılırken askeri ve siyasi ortamda dikkate alınmıştır.
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Ankara yolu üzerinde bulunmayan Hacıbektaşa yönelmesi Mustafa Kemal Paşa'nın askeri planı gereğidir. Kayseri'den sonra doğrudan Hacıbektaş'a gitmeyip Mucur'a kadar geldikten sonra tekrar dönmeleri ise o tarihlerde doğrudan Hacıbektaş'a giden otobobillerin geçebileceği yolların olamamasıdır.
Bilindiği gibi Sivas-Ankara yolunun izlenmesi bir raslantı değildir. Çünkü M.Kemal Paşa hayatı boyunca yapacağı işleri hep önceden planlamış ve amaca ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmıştır. Nitekim bu yolu seçerken de şu hususları göz önünde tutmuş olması muhtemeldir. Birincisi; Sivas-Ankara yolu Anadolunun ortasında ve merkezi durumundadır. Milli Mücadele için ihtiyaç duyulabilecek kaynağı düzenli olarak üretmeye uygun bu yolun işgal edilmesi ihtimali de coğrafi açıdan çok zordur. İkinci olarak; bu bölgedeki yerleşik birimlerde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve dernekler çok etkin bir şekilde çalışmaktadırlar.
Yukarıdaki görüşleri doğrular biçimde Ali Fuat ( Cebesoy) Paşa bu bölgedeki milli faaliyetler için şunları belirtmektedir. “Kayseri ve Kırşehir gibi Orta Anadolu''nun önemli şehierleri ile civarındaki milli teşkilatların durumunu yerinde incelemek üzere uğramış,Kayseri ve Kırşehir yörelerinde gerek teşkilatlardaki gelişmeler gerekse milli heyecenı memnuniyetle görmüştüm.”Türk devlet geleneğinin bir gereği olarak bu yöre halkının benliğine yerleşmiş olan padişah ve halifeye bağlılık ve sevgiyi İstanbul Hükümeti Ankara Valiliği aracılığı ile kendi yararları için kullanılmaya çalışmışsada yöre halkının kuvvetli ön sezgisi ve çok yüksek bir milli bilince sahip olması sasinde başarıya ulaşamamıştır. İstanbul Hükümeti tarafından 16.09.1335 ( 1919) tarihin'de Konta'da bulunan 12.Kolordu Komutanlığı'na gönderilen yazıaada; Mucur Kaymakamı ve Kırşehir Mutasarrıfı'nın Hacıbektaş'a gelerek “... Çelebi Efendi ile Tekkesi'nin babalarının teshil için iğfalat ve teşfikatta bulunmuşlar ise de nail-i emel olmayarak evlet ettikleri...”nin belirtilmesi, İstanbul hükümeti'nin bu bölgede açık bir şekilde çalışma yaptığını, Ancak başarılı olamadığını göstermektedir.
Böylece Ali Fuat Paşa da , bu bölgede İstanbul hükümeti'nin faaliyetleri'nin olduğunu şu sözleri ile doğrulamaktadır. “birkaç ay evvel Ankara Valisi Muhittin Paşa'nın burada çevirmek istediği entikalar tamamen boşa çıkmış Kırşehir halkı davaya sadakatini ispat etmiştir.”
Özetle, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyelerine 21-26 Aralık 1919 tarihleri arasında, Kırşehir'de geçirdikleri beş gün buyunca gösterilen ilgi ve destek, Kırşehir halkının Milli Mücadele konusundaki ulumlu yaklaşımını ve duyarlılığını açıkça ortaya koymuştur.

13. Milli Mücadelede Kırşehir
Kırşehir ve çevresi Birinci Dünya Harbi'nin sonlarında kurdukları Kırşehir Gençler Derneği ve hemen hemen tüm yerleşim birimlerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ile Milli Mücadele için hazırlık çalışmalarına başlamıştır.
Son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne Avanos (1871) doğumlu Ali Rıza Bey ile, Hamitköy (1877) doğumlu M. Rıza Bey (Silsüpür) Bey Müdafaa-i Hukuk grubu Kırşehir milletvekili olarak katılmışlardır. Bu milletvekillerinin İstanbul'un resmen işgalinden sonra da (16 Mart 1920) Ankara'ya gelerek milli mücadeleyi desteklemeye devam etmişlerdir.
Kırşehir halkı Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra başlayan işgallere karşı, Istan bul Hükümeti gibi teslimiyetçi bir tutum takınmamış, Milli Mücadele'yi başlatan Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin tüm çalışmalarını yakından takip etmiş ve sonuna kadar yanlarında yer almıştır. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını Samsun'dan beri takip eden Mucur halkı, Sivas'ta milli bir kongrenin toplanacağını öğrenince, Mucur'u temsilen Kaymakam Cevat Bey ile Hacıbektaş Nahiye Müdürü Mucurlu Avni (Erkanlı) Bey'i, Kongreye katılmak üzere Sivas'a göndermiştir. Ancak bu heyet, Şarkışla'ya vardığında kongrenin bitmiş olduğunu, Mustafa Kemal Paşa temsil Heyeti'nin de Sivas'tan hareket ettiğini öğrenince Mucur'a dönmek zorunda kalmıştır. Kırşehir halkının bu olumlu tutumu Ankara vilayetinden gelen 28 Aralık 1919 tarihli şifre telgrafından da açıkça anlaşılmaktadır. Ülkenin diğer taraflarının Milli Mücadele'nin gelişiminden habersiz olmasına rağmen, Kayseri, Kırşehir ve Ankara gibi Orta Anadolu illerinde Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin büyük törenlerle karşılanması ve bölge halkının konuya olan duyarlılığı son derece dikkat çekicidir. Kırşehir halkı Milli Mücadelede olduğu gibi Cumhuriyetin ilanından sonra da Atatürk'ün yanında yer almış O'nun ilke ve inkılâplarının savunucusu olmuştur.
Askeri Yönden Katkıları:
Kırşehir halkı, Balkan Harbi'nde (1912-1913) ve Birinci Dünya Harbi'nde (1914-1918) ülkenin içinde bulunduğu savaş yıllarında çeşitli cephelere gönderdiği evlatları ile ülke savunmasına fiilen katıldığı gibi, Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra yabancı işgaline uğramamasına rağmen, milli heyecan ve mücadele ruhu sürekli canlı kalmış, muhtemel tehlikelere karşı askeri yönden de gereken hazırlıkları yapmaya başlamıştır. Nitekim 19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan ve 27 Aralık 1919'da Ankara'da sona eren Türk Milleti'nin yeniden diriliş serüveninde, Kırşehir önemli bir destek merkezi olmuş, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kayseri sınırından itibaren Ankara'ya kadar güvenlik içerisinde ulaşması Kırşehirliler tarafından sağlanmıştır. Ayrıca Sivas Kongresi sırasında Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının, İstanbul Hükümeti yanlısı olan Ankara Valisi Muhittin Paşa tarafından tutuklanmaları hususundaki planın bozulması da, o dönemde Kırşehir yöresinde etkili bir kişi olan, M. Rıza Bey yönetimindeki “Kırşehir Milli Müfrezesi”nin, Ankara Valisi Muhittin Paşa'yı, Elmadağ yakınında bulunan Kılıçlar Beli mevkiinde tutuklayarak etkisiz hale getirmesi sonucunda gerçekleşmiştir.
İstanbul Hükümeti ise görevden uzaklaştırılan Vali Muhittin Paşa'nın yerine başka bir Vali göndermeye kalkınca, Ankara Müdafaa-i Hukuk Derneği Başkanı Müftü Rıfat (Börekçi)^fendi sert bir çıkış yaparak, Eskişehir'e gelmiş olan Damat Ferit'in Valisini tekrar İstanbul'a göndermiştir.
Mustafa Kemal Paşa Mucur'a geldiği 21 Aralık 1919 tarihinde, Mucur halkı tarafından coşkulu bir şekilde karşılanmıştır. Heyetin karşılanması ve muhtemel bir baskının önlenmesi için, Jandarma Komutanı Yüzbaşı Sadık (Vicdani) Bey'in yönetiminde, Mucur ve çevre köylerden oluşturulan yirmi kişilik bir gönüllü müfreze birliği kurulmuştur. Bu çekirdek kuvvetin her türlü ihtiyacı Mucur halkı tarafından karşılanmış, daha sonra bu birlik takviye edilerek “Mucur Milli Süvari Müfrezesi” adıyla İnönü Cephesi'ne gönderilmiştir. Bu şekildeki teşkilatlanmadan son derece memnun olan Mustafa Kemal Paşa: “Siz şimdiden milli davamızı muhitinizde kat'i bir muvaffakiyetle tebarüz ettirmiş bulunuyorsunuz” demiştir.
Milli Mücadele'de düzenli ordu kurulması aşamasında, Batı Cephesi Komutanlığı'nca 4 Ağustos 1920 günü, Genelkurmay Başkanlığı'na sunulan ve Batı Cephesi'nin insan gücü faaliyetlerini açıklayan raporda: “500 mevcutlu Kırşehir Taburu'nun kuruluş, donanım ve silahlandırma işlerine hızla devam edildiği” açıklanmaktadır.
I. Dönem Kırşehir Milletvekili olan M. Rıza Bey de, kendisine bağlı kişiler ve hapishaneden çıkartmış olduğu mahkumlardan meydana gelen beş yüzden fazla kişiden oluşan bir kuvvet ile “Ertuğrul Grubu” Komutanı Kazım Özalp Bey'in emrinde, İnegöl, Bilecik ve Yenişehir havalisine giderek Milli Mücadele'ye destek vermiştir.
Kırşehir halkı Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra Milli Mücadele yanlısı bir tutum içerisine girerek, İstanbul Hükümeti ve dış güçler tarafından yapılan kışkırtma ve telkinlere kanmamış, Kuva-i Milliye'den yana olmuş, hatta yanı başında baş gösteren Çapanoğlu İsyanı'na taraftar olmayıp, karşı bir tutum sergilemiştir.
Milli Mücadele'de hazırlık safhası bitip düzenli ordunun kurulmasından sonra da cepheye çağrılan Kırşehir gençlerinden bir çoğu şehit olmuştur. Savaş yıllarında Kırşehir Gençler Derneği yöneticilerinin hemen hemen tamamının askere alınması, dernek faaliyetlerinin durmasına sebep olmuştur. Kurtuluş Savaşı'nda tespit edilebilen şehit sayısı; Kırşehir merkezden iki yüz on, Mucur'dan yetmiş beş, Avanos'tan seksen beş kişidir.
1921 Temmuz başlarında Batı cephesine ulaştırılmak üzere Ankara, Yahşiyan, Akşehir, Köprüköy, Kırşehir, Kayseri ve Ulukışla gibi yurt içi cephanelik depoları oluşturulmuş, Köprüköy ve Kırşehir deposunda 1600 Osmanlı, 100 Alman, 1000 Rus, 1316 İngiliz, 261 Avusturya, 67 sandık da Fransız cephanesi olmak üzere toplam 1120 sandık Kırşehir deposunda, 1014 sandık da Köprüköy deposunda piyade cephanesi depolanmıştır. Bunlara ek olarak Kırşehir milli savunma deposunda 1159 Osmanlı seri sahra top cephanesi ve 2186 İngiliz sahra top cephanesi bulunuyordu.
Milli Savunma Bakanlığı tarafından kurulan “Menzil Teşkilatları'nın” korunması amacı ile Ankara Komutanlığı, 100 mevcutlu bir muhafız bölüğünü Kırşehir'e göndermiştir. Bölük merkezi Kırşehir olmak üzere, Köprüköy-Kırşehir ve Küçüktaş'ta birer takım bulunuyordu. 8 Eylül 1920'de ilk defa Kırşehir'de kurulan “Koruma Birliği” 8 Kasım 1920'de kaldırılarak birlik, Bakanlık emri ile Kayseri'ye gönderilmiştir. 17 Şubat 1921'de ise Kayseri Menzil Bölge Müfettişliği'ne bağlı, Kırşehir'de bir “Menzil Hat Komutanlığı” kurulmuştur.
Kırşehir Menzil Hat Komutanlığı, Kırşehir, Hacıbektaş, Keskin ve Mucur'da “Menzil Nokta Komutanlıkları”, Kırşehir, Hacıbektaş, Keskin'de “Erzak Ambarı”, Topaklı'da “Ambarlı Konak”, Kırşehir'de bir “Kol” şeklinde idi. Yine Kırşehir ve Mucur'da “iaşe merkezleri”, Kırşehir'de bir “Revir ile Silah ve Teçhizat Deposu” bulunmakta idi.
Milli Savunma Bakanlığı Kütahya-Eskişehir Savaşları'ndan sonra duyulan ihtiyaç üzerine 28 Temmuz 1921 tarihinde Menzil Teşkilatları'na araştırma, biriktirme ve toplama görevleri de vermiştir. Kırşehir Menzil Bölge Müfettişliği de ek olarak, Aksaray-Konya Ereğlisi arasında karayolu nakliyatı kurmuştur. Sivas-Kayseri bölgesiyle Yozgat, Çorum, Kırşehir bölgelerinde 100.000 insan ve 50.000 hayvan iaşesini karşılamak amacı ile stok ambarlar kurulması kararlaştırılmış ve karar doğrultusunda Köprüköy ve Kırşehir'de ambarlar açılmıştır. Kurtuluş Savaşı'nın hangi şartlar altında kazanıldığının daha açık bir şekilde anlaşılması açısından, Kırşehir Hat Komutanlığı'nın nasıl çalıştığını belirtmekte yarar vardır. Komutanlık emrindeki Müteahhit Nakliye Kolları, 232 Nolu Çift Araba Kolu, 231 Nolu Devre Kolu ve iki Eşek Kolu'ndan oluşturulmakta idi. Dört koldan ibaret olan bu birliklerde toplam olarak 4 nakliye müteahhit eri ile 8 er, 10 çift altı araba, 25 deve ve 90 eşek bulunmakta idi. Oluşturulan hat komutanlıkları ile cephelerde ihtiyaç duyulan malzemeler Anadolu'dan toplanarak sevk edilmekte idi. Mesela Sakarya Meydan Muhaberesi döneminde Kayseri-Kırşehir-Yahşihan yolu ile 10.5 ton çeşitli çap ve büyüklükte silah, 44.5 ton cephane, 152 ton yiyecek ve yem, 20 ton donatım ve gereç malzemesi gönderilmiştir.
26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz hazırlığı kapsamında, Kayseri - Kırşehir - Yahşiyan yolu ile 48.5 ton silah, 221.5 ton cephane, 1367 ton yiyecek ve yem, 49.5 ton da donatım ve gereç malzemesi gönderilmiştir.
Harp Encümeni 26 şubat 1922'de yaptığı toplantıda aldığı karar üzerine, Kırşehir taşıt araçları Aksaray'da toplanan tahılların nakledilmesi için geçici bir süre ile Aksaray Komisyonu emrine verilmiştir.
1921 yılı Aralık ayında Keskin'de 500, Avanos'ta 750, Kırşehir'de 1500 yataklı askeri hastaneler bulunuyordu. Ancak, daha sonra Kırşehir'deki hastanenin yatak sayısı 400'e düşmüştür.
Hastanelerden taburcu edilip, uzun süre dinlenmesi gereken subaylar için cephe gerilerinde, havası iyi bir yerde bir “Nekahethane” kurulması, Mayıs 1920'de Ordu Sağlık Daire Başkanlığı tarafından Kızılay kurumuna önerilmiştir. Bu öneri dikkate alınmış, Kırşehir'de Lise binasında bir subay nekahet hanesi kurulmuştur. Daha sonra binanın noksanları tamamlanmış, 100 yataklı bir nekahethane haline getirilmiştir. 13 Temmuz 1921'de Kütahya, Afyon ve Eskişehir yönüne doğru başlayan düşman saldırısı üzerine, Eskişehir'de bulunan Kızılay Hastanesi zorunlu olarak Kırşehir'e taşınmıştır. Kırşehir'de Devlet Hastanesi olmadığından fakir halk ile subay ailelerinin muayene ve tedavileri burada yapılıyor, hastaların ilaçları ise Kızılay tarafından veriliyordu. Hastane 3.5 ay hizmet verdikten sonra 1 Aralık 1921'de kapatılmıştır.
Siyasal Yönden Katkıları:
23 Nisan 1920'de açılan T.B.M.M.'nde ise Kırşehir Ahmet Müfit (Kurutluoğlu) Bey, Rıza (Silsüpür) Bey, Yahya Galip (Kargı) Bey, Sadık (Savtekin) Bey, Cemalettin Çelebi Efendi, Bekir (Kocaoğlu) Efendi, Cevdet (Seçkin) Bey tarafından temsil edilmiştir. Bu milletvekillerinden Yahya Galip Bey, İstanbul Hükümeti'nin emirleri doğrultusunda olmak üzere Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklatarak, Milli Mücadele'yi daha başlangıcında engellemeye çalışan Ankara Valisi Muhittin Paşa'nın tutuklanmasından sonra; Ankara Valiliği yapmış, daha sonra da üç dönem Kırşehir milletvekili olarak yeni Türk Devleti'ne önemli hizmetlerde bulunmuştur. Muhittin Paşa'nın tutuklanmasından sonra Defterdar Yahya Galip Bey, Ankara halkı tarafından seçilerek Valilik görevine getirilmiştir. Bu durum, Ankara hattının, Anadolu'nun ortasında bulunan bir ilde, demokratik yöntemle yöneticisini seçmesi bakımından çok önemli bir olaydır. Ayrıca böyle bir hareket şekli, bir bakıma İstanbul Hükümeti'ne karşı da bir başkaldırı niteliği taşımaktadır.
Vali Yahya Galip Bey, Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'dan itibaren yakından izlemekte ve ülkenin kurtuluşunun ancak Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde başlayan milli bir mücadele ile gerçekleşeceğine inanmaktadır. Nitekim Mustafa Kemal Paşa'nın Amasya Mülakatı (görüşmesi) (20-22 Ekim 1919) için Amasya'da bulunduğu sırada, Ankara Valiliği görevini yürüten Yahya Galip Bey'den 15 Ekim 1919 tarihli, şifreli bir telgraf almıştır. Bu telgrafta Yahya Galip Bey: “Mukadderatımızı, milletin mukadderatını bilmeyen bir hükümete ve ne de rast gele gönderilecek valilere terk edemeyiz. Mahmut Ferit Paşa kabinesinin tayin edipte gönderemediği eski Bitlis Valisi Ziya Paşa'yı buraya ve Suphi Bey'i de Konya'ya Vali tayin etmek suretiyle merkezi hükümet ilk adımını attı. Millet meclisi kurulmadan önce dışardan bir kişinin hiçbir memuriyete getirilmemesini evvelce arz etmiştik. Merkezi hükümet buraya yeniden Vali göndermekle, buradaki milli hareketi söndürmek istiyor demektir. Siz nasıl askerlikten istifa ile milletin bir ferdi gibi çalışmaya karar verdinizse, ben de buradan çekilerek, aynı surette milletimin vazifesini yapmaya karar verdi. Vali gelinceye kadar vekaleti kime bırakacağımı lütfen bildiriniz” diyerek, Mustafa Kemal Paşa'ya ve Temsil Heyeti'ne bağlılığını ve her türlü emir ve yetkiyi onlardan alacağını göstermek suretiyle, Milli Mücadele'ye tam bir destek sağlamış oluyordu.
Yahya Galip Bey, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin 27 Aralık 1919'da Ankara'da karşılanması sırasında da Ankara valisi olarak aktif görev almıştır. Ankara valisi olan Yahya Galip Bey ilk iş olarak, Muhittin Paşa'nın tutuklatmış olduğu ittihat ve Terakkîcileri serbest bırakmış ve bu nedenle kendisine “Hakan” ünvanı verilmiştir. Sıcak kanlı ve babacan bir yapıya sahip olan Yahya Galip Bey, Ankara valisi iken milletvekillerinin özel hayatlarına da müdahale edebilmekte idi. Nitekim bu konuda; “Yahya Galip Bey mebusları bile içki başında görünce sopayla kovalardı” şeklinde belirtilmektedir.
Yahya Galip Bey T.B.M.M.'nde 23 Nisan 1920 den 4 Mayıs 1931'e kadar üç dönem Kırşehir milletvekili olarak bulunmuş, bu süre içerisinde 45 kez söz alarak; maliye, dış politika, komünizm bolşeviklik, anayasa, hukuk, tekalif-i millîye, israf, demokrasi, meclisin sağlıklı çalışması, istiklal mahkemeleri ve çalışmaları, Hıristiyanların ve azınlıkların ülkemizdeki faaliyetleri, Yunan işgali, misak-ı milli, sosyal yardım, meclis görüşmeleri, bakanlıkların ödenekleri ve benzeri konularda görüş ve düşüncelerini dile getirerek meclis çalışmalarında etkili olmuştur.
Birinci dönem T.B.M.M.'nde etkili olan diğer bir Kırşehir milletvekili de Ahmet Müfit (Kurutluoğlu) Bey'dir. ilmi düzeyi yüksek bir aileden olan ve daha çok dini ilimler alanında isim yapmış Savcılı Türkmen obasına mensup, Müftü Hacı Vehbi Efendi'nin oğlu olan Müfit Bey 1879 yalında Kırşehir'de doğmuştur. Müfit Bey Kırşehir Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra on beş yaşında iken medrese tahsili için İstanbul'a gitmiş, İslam Hukuku alanında tahsil görerek diploma almıştır. Medrese öğreniminden sonra Kırşehir'e değişik adliyelerde hizmet yapmış ve 1910 yılında babasının ölümünden sonra Kırşehir'e gelerek, Kırşehir Müftüsü olmuştur. I. Dünya Harbi sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması'nı, devletin sürekliliği bakımından son derece tehlikeli görmesi, bu mütarekeyi imzalayanları ve savunanları kınaması üzerine tutuklanarak İstanbul'a gönderilmiştir.
I. Dünya Harbi'nden sonra, devletin yönetimine adeta bir karabulut gibi çökerek Milli Mücadele aleyhine bir yönetim sergileyen Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından “Harp Divan”na gönderilen Müfit Bey, Erzurum Kongresi'nden önce bir fırsatını bularak kaçmış ve Kırşehir'e Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı içinde bulunmuş ve Sivas'ta bulunan Temsil Heyeti ile ilişki kurarak, Milli Mücadele'ye katkı sağlayan Kırşehir'in önderleri arasında yer almıştır.

14. Cumhuriyet Dönemi
Kırşehir'in dışa kapalı ekonomik yapısı Cumhuriyet Döneminde de sürmüş, geleneksel kültür değerleri büyük ölçüde varlığını korumuştur. Cumhuriyetle gerçekleştirilen dönüşümlerin etkisi sınırlı kalmıştır.
Kent; Ankara, Konya ve Kayseri gibi gelişmiş illerin arasında kaldığı için ekonomik gelişmesini 21. Yüzyıla girerken bile hızlandıramamıştır. 1954 yılında Kırşehir'in il hakkının elinden alınarak ilçe yapılması, o dönemde “ Kırşehir Faciası” adıyla değerlendiriliyor. İlin Kültürel gelişmesini etkilemekle birlikte, ekonomik zorluklar sebebiyle Nevşehir'e bağlandığının öne sürülmesinin izleri, günümüzde bile halk üzerinde etkisini göstermektedir.
Geleneksel toplumsal yapının dışa açılışı daha çok genel toplumsal gelişmeden etkileniş yoluyla olmaktadır. İletişim, eğitim, ulaşım hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla toplumsal yaşama yeni kültürel değerleri katılmaktadır. Yörede toplumsal değişmenin başlıca dinamiklerinden biri de göç olgusudur. Kırşehir, önemli ölçüde göç veren bir ildir. Büyük kentlerde çağdaş kültürel öğeleriyle tanışan insanlar eski çevrelerini de etkilemektedir Küçük ölçek de olsa, sanayileşme'nin kentleşmenin, yarattığı toplumsal değişmeyle yörenin kültürel değerlerini değiştirmektedir.

|